Kullanıcı Adı :   Şifre:  
  Online: 184 kişi (14 kayıtlı kullanıcı, 170 konuk),   [Üye ol]   [Şifremi Unuttum

Telif hakkı:
Gönderen: qaqqos   Tarih: 2008-03-09 09:54 / Sık Kullanılar'a Ekle
Yorum: (0)   Oy:
     

2001 yılından itibaren “Karadeniz’in Güvenliği” adı altında Karadeniz bölge devletleri Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Ukrayna, Yunanistan, Moldova ve ABD’nin katılımı ile toplantılar yapılmaktadır.Yapılan toplantılar çerçevesinde ve bunların dışında yeni bir güç odağı olmaya çalışan AB’nin kendi politikaları doğrultusunda yaklaşımı ile Karadeniz konulu tartışmalar yapılmaktadır. Yapılan bu tartışmalar ve toplantılarda Karadeniz’in jeopolitik ve ekonomik önemi tartışılmakta ayrıca Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin özellikle Güney Kafkasların güvenlik sorunu, bu sorunların yakın ve uzak çevresini nasıl etkilediği ve buna bağlı olarak neler yapılabileceği üzerinde durulmaktadır. Böylelikle, Karadeniz’in güvenliği yavaş yavaş devletlerin ve uluslar arası toplumun gündemine oturmaktadır.

Bu yazıda ilk önce Karadeniz’i devletlerin gündemine taşıyan nedenlere değinilecek ardından AB, ABD, Türkiye, Rusya, Balkan Devletleri ( Bulgaristan, Romanya, Moldova) ile Ukrayna ve Kafkas Devletleri (Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan) olarak gruplanabilecek altı aktörün neler beklediği, Karadeniz konusunda aralarındaki işbirliği ya da rekabet durumu ve son olarak yapılması istenen ve beklenen şeylerin Türkiye için ne anlama geldiği analiz edilmeye çalışılacaktır.

Karadeniz’i Gündeme Taşıyan Sebepler

Soğuk Savaş süresince devletlerin konumunu ve devletlerarası ilişkileri açıklamak günümüze göre daha basitti. Sistem, iki süper güç ve bu devletlerin etrafında kendilerine güvenlik ve hayat sahası arayan devletlerden oluşuyordu. Ancak bir tarafın etkisini yitirmesi ile biten Soğuk Savaştan sonra ilişkiler değişti. Devletler daha serbest politika izlemeye ve ilişkilerinde daha rahat olmaya başladılar. Sovyet egemenliğinin Kafkas ve Orta Asya’dan kalkmasıyla bağımsızlıklarını kazanan bölge devletleri diğer devletlerle ilişkiler kurmaya açık hale geldiler. Soğuk Savaşın bitmesi bu anlamda Karadeniz devletleri için farklı bir döneme işaret ediyordu. Karadeniz’i devletlerin gündemini taşıyan sebeplere işte bu çerçeveden bakılmalıdır. Sebepler birkaç madde halinde sıralanabilir.

Hazar havzasının enerji kaynakları bakımından zenginliği;

Enerji konusu Karadeniz tartışmalarına iki türlü yansımaktadır. İlk olarak, AB ve ABD enerji ithal eden devletler sıralamasında ilk sıraları almaktadırlar. Enerji ithalatını büyük ölçüde Orta Doğu’dan sağlayan devletler için, özellikle 11 Eylül saldırıları ile enerji meselesinin güvenlik sorunu gündeme gelmiş ve Orta Doğu’ya alternatif enerji kaynaklarının aranması hassasiyet kazanmıştır. Bu yüzden petrol rezervlerine sahip olan Hazar devletleri ile iyi ilişkiler kurmak, bu devletlerin iç istikrarını desteklemek Batının çıkarına gözükmektedir. İkinci olarak Rusya ve Kazak petrolü ile Hazar havzasından çıkarılacak petrolün bir kısmı, Batıya Karadeniz’den aktarılacağı için Karadeniz, geçiş koridoru olarak da önem arz etmektedir. Petrolün geçiş yolu olarak Karadeniz’in güvenliğinin sağlanması, düzenli petrol aktarımının sağlanıp petrol fiyatlarının dalgalanmasının engellenmesi yine Batı için önemli meselelerdendir.[1]

Karadeniz Bölgesinin bir köprü olarak stratejik öneme sahip olması.

Karadeniz Batı ile Orta Doğu ve Orta Asya arasında ayrıca Orta Avrupa ve Kuzeydoğu Avrupa ile Akdeniz arasında bir bağlantı noktasıdır.Amerika açısından özellikle 11 Eylül 2001’en sonra, Kafkaslar Irak ve Afganistan’a stratejik geçiş sağlaması ile önem kazanmıştır. Diğer taraftan Karadeniz, Batıyı Akdeniz’in siyasi ve ekonomik pazarına bağladığı için Batı açısından önemlidir.[2]

Karadeniz’de ve özellikle Güney Kafkaslarda Soğuk Savaşın bitmesi ile bir güç boşluğunun oluşması.

Soğuk savaşın bitmesi ve bölge üzerinden Sovyet egemenliğinin göreceli olarak azalması burada bir güç boşluğu oluşturmuştur. Bu bir taraftan diğer devletlere etkinlik kazanmak için fırsat yaratırken diğer taraftan bölgenin güvenlik sorununu ortaya çıkarmıştır. Rusya egemenliği altında tutamadığı devletler içinde sorunları destekleyerek bir başka deyişle “dondurulmuş istikrarsızlık” ortamı yaratarak ve bundan faydalanarak bölge devletlerini kontrol altında tutmaya çalışmaktadır.[3]

Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Yukarı Karabağ sorununda Ermenistan’ı; Gürcistan’da Abhazya ve Güney Osetya’nın; Moldova’da Dinyester’in devletlerine karşı bağımsızlık ilan etmelerini desteklemektedir. Daha ileride değinileceği gibi sınırlarının genişlemesi ile bu devletlere komşu olan AB ve NATO (ABD olarak düşünülebilir) için bu istikrarsızlık ortamı güvenlik endişesi yaratmaktadır.

Karadeniz’deki bu istikrarsızlık ortamından beslenebilen terör faaliyetleri, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı da Avrupa ve ABD tarafından kendilerine ve bütün dünyaya karşı tehditler olarak algılanmaktadır.

Genel olarak bakıldığında Sovyet egemenliğinin kırılması ile enerji bakımından zengin olan ve stratejik önem arz eden Karadeniz, sınırları genişleyip bölgeye komşu olan AB ve NATO için önemli hale gelmiştir. Ancak Karadeniz’in Batı ile bütünleşmesi için öncelikle bölge devletlerinin iç istikrarının sağlanmasına yardım etmek ve kurulacak sistemlerin Batı ile uyumlu hale getirmek ve yapılan yardımlar ile kurulacak olan iyi ilişkileri kullanarak bu devletleri kendi tarafına çekmek gerekecektir.

AB ve ABD’nin Karadeniz ile ilgilenmeye başlamasında belirtilen sebeplerin büyük çoğunluğu ortaktır. Ancak her iki tarafın yaklaşımları ve kendilerini ifade ediş şekilleri farklıdır. Bu farklılığın rekabete ya da iş birliğine dönüşeceği henüz belirsizdir. Ayrıca AB ve ABD faktörünün dışında her ikisine de karşı politikalar izleyebilecek Rusya da görmezden gelinemez. Son yıllarda dikkat çekmeye başlayan Karadeniz’de ortaya çıkan bu rekabetten ya da belki iş birliğinden, gerçekleştirilmesi istenen ve planlanan projeler çerçevesinde en fazla etkilenecek olan devletin de Türkiye olacağı açıktır. Şimdi AB, NATO (ABD), Rusya, Türkiye, Balkan devletleri, Kafkas devletleri olarak altı gruba ayrılabilecek olan aktörlerin Karadeniz meselesine yaklaşımlarına bakılabilir.

Avrupa Birliği

AB’nin genişlemesi sadece Birliğe yeni üyelerin katılımı ve Birliğin topraklarının genişlemesi anlamına gelmemektedir. Her genişleme ile Birlik yeni sınırlara, yeni komşulara ve yeni sorunlara sahip olmaktadır. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliği gerçekleştikten sonra AB Karadeniz’e komşu olmuştur. 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın ve henüz tarihi belli olmayan Türkiye’nin üyeliği gerçekleştikten sonra AB bir Karadeniz gücü olacaktır.

AB, komşuları ile, Birliğin genişlemesinin sonuçlarını kontrol etmek için önemli konularda işbirliği yapmakta ve komşu devletlerin AB normlarına geçişlerini sağlayıcı kurumsal bağlar kurmaktadır. Ancak AB’nin her üyesinin her komşusu ile ilişkisi farklı gelişmiştir. Bunun yarattığı sorunlardan kaçınmak ve en son gerçekleşen genişlemeden sonra daha da önemli hale gelen komşular konusunda ortak bir politika izleyebilmek için AB “Yeni komşuluk Politikası”nı izlemeye başlamıştır.[4] İşte AB, yeni gerçekleşecek üyeliklerle Karadeniz Bölgesi’ne kıyısı olacağı ve genişlemenin doğal sonucu olarak bölgede yeni komşular sahibi olacağı için daha önce belirtilen sebeplerinde etkisi ile de Karadeniz’in güvenliği tartışmalarına Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde yaklaşmaktadır.

AB, YKP’nın amaçlarını tarafların birbirinin egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün tanınması; çatışmaların çözümü; insan haklarına ve demokratik kurumlara önem verilmesi; mültecilerin yurtlarına dönmeleri; ekonomik reformların uygulanması; taraflar arası diyaloğun geliştirilmesi şeklinde tanımlamaktadır.[5]

Daha önce belirtildiği gibi enerji ihtiyacını dışarıdan sağlayan AB için petrol aktarımını durduracak ya da geciktirecek problemlerin engellenmesi ve bu çabalara destek verilmesi önemlidir. Ayrıca çevresel faktörler de AB ile Karadeniz arasında bir bağ oluşturmaktadır. 2007’de Bulgaristan ve Romanya’nın üyeliklerinin gerçekleşmesinden sonra AB’nin Karadeniz’e kendi kıyısı da olacağı için kıyı çevresinin korunması, su kıtlığı ve radyoaktif atıklarla mücadele AB’nin kaçınılmaz sorumluluklarından olacaktır. Yine benzer şekilde AB’nin sınırları Karadeniz’e dayanınca petrol tankerlerinin geçişlerinin güvenliği konusunda AB standartları gündeme gelecektir. Bölgedeki özellikle Kafkaslar ve Doğu Avrupa’daki istikrarsızlık ve problemler buralardan Batıya doğru göçlere neden olabileceği için AB’nin sınırların korunması konusunda da Karadeniz ile ilgilenmesi çıkarına gözükmektedir.[6]

AB’nin belirtilen bu sebeplerden dolayı bölge ile gelişmekte olan ilişkileri ayrıca üyelerinin bölge devletleri ile anlaşmaları ve ortaklıkları vardır.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, doğrudan AB ile bağlantılı olmayıp ancak bazı AB üye devletlerinin katılımının olduğu kapsamlı bir projedir. KEI örgütü 1992 yılında Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Türkiye, Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan, Yunanistan, Moldova, ve Arnavutluk’un arasında kurulmuştur. KEI örgütü, AB’nin kurumsal çizgisine uyumlu bir şekilde formüle edilmiştir. KEI örgütü üyeleri de nihai hedeflerini AB ile bütünleşme olarak tutarak AB ile ilişkilerini kuvvetlendirmek için çabalamaktadırlar. KEI örgütünün amaçları taraflar arası işbirliğini, bölgede barışı ve güvenliği sağlamak, küreselleşmeyi olduğu kadar bölgeselleşmeyi de desteklemek ve bölünmelerden kaçınmaktır.[7] Bölge devletleri arasında KEI örgütünden başka 1993 yılında BM ve AB’nin desteği ile kurulmuş Karadeniz Çevre Programı (Black Sea Environment Programme) vardır.Yine benzer şekilde1993 yılında AB, Avrupa-Kafkaslar-Asya Geçiş Koridoru’nun (The Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia) kurulmasını desteklemiştir. 1995’te kurulan Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Gaz Aktarımı (Interstate Oil Gas Transport to Europe) da bir başka AB fonlu bölgesel programdır. Ancak AB genişleyen yapısı ve bunun sonuçlarını kontrol etmek için geliştirdiği YKP çerçevesinde daha geniş, şimdiye kadar yapılmış anlaşma ve ortaklıkları da içine alabilecek şemsiye anlaşmalar ve programlar yapmak istemektedir.[8]

AB’nin ekonomik olarak desteklediği, kurulmasını teşvik ettiği projelerde ve artık daha kapsamlı projelerde doğrudan yer almayı isterken bu taleplerini meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bunun için, Karadeniz Bölge devletlerinin bir kısmının AB üyesi ve ya aday ülke olduğu, ve Güney Kafkas devletleri gibi henüz AB ile üyelik anlamında ilişkisi olmayan devletlerin her zaman batıya yakın olduğu ve Batılı değerleri paylaştığı argümanını kullanmaktadır. Ayrıca AB ile NATO karşılaştırıldığında, Avrupa ile buradaki devletlerin değer paylaşımı içinde olduğu için AB’nin Karadeniz’deki varlığının NATO’ya göre daha mümkün olduğu savunulmaktadır. NATO’nun sorunların çözümünde kullandığı müdahale tekniği eleştirilmektedir. Avrupa’nın müdahaleden öte sorunlu bölgelerde demokratik değerlerin yayılmasını sağlayarak güvenliğin ve istikrarın kuvvetlenmesine daha çok katkıda bulunabileceği üzerinde durulmaktadır.[9]

ABD- NATO

Amerika, Karadeniz tartışmalarına olan ilgisini terörizme karşı olan savaşının bir parçası olarak açıklamaktadır. Başlangıçta belirtildiği gibi bölgedeki istikrarsızlıktan beslenen terör faaliyetleri ve kaçakçılıklar uluslararası toplumu tehdit ettiği ve bunun engellenmesi için iki taraflı anlaşmaların ve işbirliği projelerinin yeterli olmadığı bu yüzden daha kapsamlı projelere ihtiyaç duyulduğu savunulmaktadır. ABD bu noktada Bulgaristan, Yunanistan Romanya ve Türkiye’nin NATO üyesi; Rusya, Ukrayna’nın stratejik ortak; Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova’nın Barış İçin Ortaklık projesinin üyeleri olduğunu ancak sadece Karadeniz Bölgesi üzerinde odaklanmış hiçbir projenin olmadığını ve bu eksikliğin kapatılması için NATO’nun Karadeniz’e girmesi gerektiğini savunmaktadır.[10]

Karadeniz’in güvenliği bugün esas olarak Montrö Boğazlar sözleşmesinin (1936) getirdiği uygulamalar ile sağlanmaktadır. Ayrıca güvenliğin sağlanmasına yardımcı olmak için 1996 yılında Türkiye’nin girişimleri ile Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan ve Rusya’nın deniz kuvvetlerinden oluşan BLACKSEAFOR kurulmuştur. Balckseafor silahsız olup arama ve kurtarma çalışmaları yapan bir birlik olarak son yıllarda Karadeniz’in güvenliği konusunda katkılar sağlamıştır.[11]

ABD ise daha önce belirtildiği gibi daha etkin önlemler alınması gerektiğini savunmaktadır. Bunun için, Montrö’nün gözden geçirilmesini ve savaş gemileri ile ilgili maddelerinin kendisine uygulanmamasını ve bazı konularda kendisine ayrıcalıklar verilmesini istemektedir. ABD, 11 Eylül’den sonra Akdeniz’de yaptı gibi NATO’nun Active Endeavor Operasyonlarını Karadeniz’de gerçekleştirmek istemektedir. Blacseafor’un ise NATO’nun Active Endeavor operasyonlarına dönüşebileceğini savunmaktadır.[12]

ABD, Karadeniz konusunda Avrupa ile olan ilişkilerinde Batının bir şey yapmaktansa ne yapabileceğini söyleyerek destek bulduğunu, ancak NATO’nun sunabilecekleri daha fazla olduğunu vurgulayarak Avrupa’yı geri plana atma çabalarını belli etmektedir. Ayrıca ABD, Avrupa devletlerinin askeri harcamalarını kısarak ABD önderliğindeki operasyonlara katılmadaki isteksizliklerini gösterdiklerini, Avrupa’nın genişleme vizyonunun NATO’dan farklı olduğunu, Suriye ve Libya’nın Büyük Avrupa projesine dahil edilmesinin AB’nin NATO siyasetinden ayrılmasının bir göstergesi olduğunu belirterek AB ile aralarındaki uyuşmazlığın ve olası bir rekabetin sinyallerini vermektedir.[13]

ABD, bölgede gerçekleşmekte olan reformları desteklemek için geleneksel ortaklıklardan daha fazla işbirliğinin, kapsamlı ve etkili bir bölgesel stratejinin NATO tarafından formüle edilmesinin ve uygulanmaya koyulmasının gerekliliği savunulmaktadır. NATO’nun nerede ihtiyaç duyulursa duyulsun mesafelerden ve zamandan kaynaklanan sorunların aşabilecek kapasitede olduğu vurgulanarak NATO’nun müdahalesi teşvik edilmektedir.[14]

AB ve NATO’nun (ABD) birbirlerine karşı olumsuz yorumlarına rağmen bazı olumlu yaklaşımlar da mevcuttur. Buna göre AB ve NATO’nun çıkarı Karadeniz konusunda aynıdır. İki tarafın birlikte hareket etmesi hedeflenenler konusunda daha başarılı olunmasını sağlayabilir. Ayrıca bölgede kurulan yeni rejimler ABD ve AB arasında bir seçim yapma zorunluluklarının olmasından rahatsızlık duymaktadırlar. Batı ile bütünleşmek ve NATO ile güvenliklerinin sağlanması bu devletler tarafından özgürlüklerinin garantisi olarak görülmektedir. [15]

Rusya Federasyonu

Karadeniz konusunda Rusya’nın konumu ve izleyebileceği siyaset konusunda birisi zayıf olan iki olasılıktan bahsedilebilir.

İlk olarak zayıf olanla başlanırsa Avrupa ve ABD, Rusya’nın Karedeniz bölgesindeki meşru olan siyasi, ekonomik ve güvenlikle ilgili olan çıkarlarını kabul etmiş durumdadırlar. Bu bakımdan AB ve ABD Karadeniz konusunda Rusya’nın planlanan projelerin dışında tutulmasının mantıksız olacağının farkındadırlar. Bu yüzden Karadeniz’de anlamlı bir ilerleme kaydetmek için Avrupa ve ABD Rusya ile işbirliğinin önemini kabul etmekte ve buna açık olduklarını vurgulamaktadırlar. Bölgede barınabilen terör ve kaçakçılık Rusya için de tehdit olduğu için AB, ABD ve Rusya arasında gerçekleşecek bir işbirliğinin çok güçlü olacağı düşünülmektedir. Hatta daha da iyimser olunarak ABD ile Rusya arasında Soğuk Savaş döneminden kalan sıfır toplamlı ilişki geleneğinin Karadeniz’de gerçekleşen bir işbirliği projesi ile bir son bulacağı düşünülmektedir.[16]

Ancak bu iyimser tablonun birçok eksiğinin olduğu söylenmelidir. Rusya açısından bakıldığında Karadeniz’in Rusya için her zaman okyanuslara açılan kapı ve doğal bir siper olduğunu hatırlatmak gerekmektedir. Diğer taraftan ABD’nin Karadeniz’e girmek istemesinin sebeplerinden birisi buradaki enerji aktarımını kontrol etmek, Rusya’nın daha çok kazanması anlamına gelen petrol fiyatlarının yükselmesini engellemektir. Ayrıca Avrupa ve ABD, Sovyet döneminden kalan hegemonya sahasında ve bugün Rusya’nın arka bahçesi diye tanımlanan bölgede yeni kurulan demokrasileri destekleyerek bu devletlerin Rusya’nın etki alanından çıkmalarına yardım etmektedirler. Bu açılardan bakıldığında AB ve ABD’nin Karadeniz’de etkin olması Rusya’nın işine gelmeyeceği, bir tarafın kazancının diğerinin kaybına yol açacağı söylenebilir.

Nitekim Rusya Genel Kurmay Başkan Yardımcısı, Karadeniz Bölgesinde terör, organize suçlar, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ile mücadeleyi desteklediklerini söylemiştir. Ancak konuşmasında Montrö ile yılardır kıyıdaş devletlerin haklarını koruyarak güvenlik ve istikrarın sağlanmasını büyük ölçüde sağlayan Türkiye’ye teşekkür etmiştir. Ayrıca Karadeniz’in güvenliğini sağlayan ikinci enstrüman olarak Blackseaforun önemini vurgulayıp memnunluklarını belirtmiştir. Montrö’nün ve Blackseaforun değiştirilmesine karşı olduklarını vurgulamış ancak yeni önlemlerin eklenebileceğini söyleyerek açıkça olmasa da NATO’nun Karadeniz’de kuvvet bulundurmasına karşı olduklarını belirtmiştir.[17]

Balkan Devletleri Ve Ukrayna

Ukrayna, Bulgaristan, ve Romanya Karadeniz konusunda aktif olmaya çalışan devletlerdir. Uluslar arası sistemde Doğu ile Batı arasında kalan bu devletler Batı ile bütünleşme istekleri her fırsatta dile getirmektedirler.

Ukrayna bağımsızlığını kazandıktan sonra kendisine kalan Sovyet askeri donanması ve limanları ile bölgede güçlü bir aktör olarak ortaya çıkmıştır. Ukrayna, bir yandan Batı ile bütünleşme isteği bir yandan Rusya’ya enerji konusunda olan bağımlılığı yüzünden kendisini arada kalmış hissetmektedir.[18]

2007’de AB’ye üye olacak olan Romanya da benzer şekilde yaptığı ikili anlaşmalar ile bölgede aktif rol oynamaya çalışmaktadır. Ayrıca Hazar petrollerinin Batıya aktarılmasında geçiş yolu olarak Constante- Trieste hattından ekonomik kazanç sağlamaya çalışmaktadır.

Bulgaristan genel olarak Avrupa ve ABD’nin Karadeniz konusundaki taleplerini desteklemekle birlikte Romanya’ya göre daha tereddütlü bir yaklaşım sergilemektedir.

Bölgedeki tek AB üyesi, devlet olan Yunanistan ise AB’nin bölgedeki sesi durumunda olmaktan son derece memnundur

Kafkaslar

Genel olarak Sovyet egemenliğinin Kafkaslar üzerinden kalkması ile bu devletlere uluslar arası sistemde ayrı bir kimlik olarak kendilerini ifade etme şansı doğmuştur. Özellikle Gürcistan ve Azerbaycan Batı ile ilişkilerini güçlendirmek ve Rusya’nın etkisinden kurtulmak istemektedirler. Batı bu devletlere ortaklık ve işbirliği anlaşmalarında yer vererek ve devletlerin hem NATO hem de AB üyeliğinin gelecekte mümkün olabileceği vurgulayarak (havuç diplomasisi) projeleri desteklemelerini sağlanmıştır.

Türkiye

Karadeniz, Sovyetlerin dağılmasından sonra bir Türk denizine dönüşmüş durumdadır. Bu denizdeki en güçlü donanmaya sahip Türkiye İstanbul ve Çanakkale boğazlarına hakimiyeti ile askeri üstünlük sağlamış ve bölge güvenliği için önemli görevler üstlenmiş bir görüntü içindedir.[19]

Karadeniz’in güvenliği söz konusu olduğu zaman en çok üzerinde durulması gereken devlet Türkiye olması gerekirken yapılan tartışmalarda ve toplantılarda Türkiye’nin konu hakkındaki gerçek görüşlerine pek yer verilmemektedir. Türkiye’nin NATO üyesi ve AB aday ülkesi olduğu için ve belki de uzun yıllardır izlediği batıcı dış politikanın sonucu bir beklenti olarak AB ve ABD’nin taleplerini kabul etmesi istenmektedir.

Karadeniz ile ilgili terör, kaçakçılık ve boğazlardan geçen petrol tankerlerinin yarattığı güvenlik endişesi en çok Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Ancak, ABD’nin taleplerinden sonra Türkiye için daha önemli bir konu ortaya çıkmıştır: egemenlik.

Türkiye’nin Lozan’dan sonra egemenlik alanlarını belirleyen diğer belge 1936 Montrö Boğazlar sözleşmesidir.Montrö ile Karadeniz’e girişin kuralları kıyıdaş devletlerin çıkarına olacak şekilde belirlenmiştir. En önemlisi kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerinin girmesi engellenmiştir. Sivil gemilerin girişleri için ise çeşitli süre ve tonaj kısıtları koyulmuştur. ABD’nin Karadeniz’e NATO kuvvetini sokma hedefinin gerçekleşmesi için kendisinin de bildiği gibi Montrö’de değişiklikler yapmak gerekecektir. Montrö Antlaşmasının tadil edilmesi, Türkiye’nin Kurtuluş savaşı sonrası sağladığı şartların aşındırılmasının başlangıcını oluşturmak tehlikesini taşımaktadır.[20] Türkiye bu durumdan son derece rahatsız olmakla birlikte henüz kesin siyasetini ortaya koymuş değildir.

Rusya bu konuda Türkiye’yi desteklemektedir. Vladimir Putin Ankara ziyaretinde “ Rusya Montrö Anlaşmasının çiğnenip, Karadeniz’e yabancı donanmaların girmesine, Türkiye gibi karşı... Şu anda, Karadeniz’in güvenliğini birlikte sağlıyoruz” diyerek Rusya’nın konu ile tutumunu ortaya koymuştur.[21]

Türkiye’nin bu çekimser tavrı ve son dönemde Karadeniz’de ticaretten güvenliğe doğru kayan Rusya ile işbirliği ABD tarafından Türkiye’deki ABD karşıtlığı olarak algılanmaktadır. Türkiye’nin bu tavrı teröre ve kaçakçılıkla mücadeleye engel oluyor yorumlarına neden olmaktadır.[22]

Bu durumda Türkiye’nin çevresinde olanlardan ve kendisinin de içinde olduğu konulardan zarar görmeden ya da en az zararla kurtulmak siyasetini bir kenara bırakıp egemenlik haklarının söz konusu olduğu bu durumda hassas bir politika izlemesi gerektiği söylenmelidir. Ayrıca Türkiye’nin bu çekimser tutumu mevcut iktidara yönelik eleştirilerin artmasına sebep olacağı çok açıktır.Türkiye’ye “her şeyin istenebileceği ülke” konumuna getirilmesinin yarattığı rahatsızlık çok büyüktür. Bu yüzden Türkiye Karadeniz konusunda egemenlik haklarını koruyucu bir siyasetle en kısa zamanda Karadeniz’in Güvenliği tartışmalarının en önemli aktörü olmalıdır.

Sonuç

Sovyetlerin dağılması, enerjinin giderek artan önemi, Karadeniz bölgesinin jeopolitik önemi ve istikrar eksikliğinden kaynaklanan nedenlerle Karadeniz artık uluslar arası toplumun ve devletlerin önemli gündem konularından birisi haline gelmiştir.

Tarafların talepleri ve projeleri güvenliğin sağlanması ve entegrasyon amaçlarının arkasında etkinlik kazanma ve kendi çıkarlarını koruma hedeflerini gizlemektedir. Çıkarların çakıştığı konularda sorunların ve ardından rekabetin ve sonunda savaşların ortaya çıktığı sistemde Karadeniz konusu da tam bu noktada bulunmaktadır. AB genişlemesinin sonuçlarını kontrol etmek ve komşusu olacak devletlerle iyi ilişkiler kurup iç güvenliğini koruma altına almaya çalışırken ABD durumun daha tehlikeli taraflarını öne çıkartarak, Rusya’yı kontrol etmek, bölgenin geçiş yolu olma özelliğini kullanmak ve etkinliğini artırmak için bölgeye nihai hedeflerine ulaşmak için bir başlangıç olarak NATO kuvvetlerini sokmak istemektedir. Her ne kadar bu iki aktörün birbirlerini destekleyici konuşmaları olsa da temelde etkinlik kazanma rekabeti görünmektedir. Daha önceki örneklerden yola çıkarak AB’nin ABD karşısında güçlü bir rakip olamadığı da unutulmamalıdır. Ancak sonucu ne olursa olsun bir mücadele gerçekleşecektir.

AB ve ABD’nin karşısındaki Rusya güvenlik sorunlarının çözümüne katılma isteğini belirtmesinin yanında daha güçlü olarak Karadeniz’in mevcut konumundan memnuniyetini dile getirmektedir. Bu noktada Türkiye ile aynı tarafta olan Rusya ile Türkiye arasında bir iş birliği olabilir mi sorusu gündeme gelmektedir. Ancak Türkiye’nin NATO üyesi, AB aday ülkesi olması ve kimilerinin söylediğini göre ABD’nin “stratejik ortağı “olması hatırlandığında bu işbirliğinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda kaygılar ortaya çıkmaktadır

Sonuç olarak Karadeniz’in önemi ve belki Batı ve ABD’nin altını çizdiği kadar vahim boyutlarda olmasa da bir güvenlik sorunu ortaya çıkmıştır. Peki bu güvenliği kim sağlayacak: AB; ABD; AB ve ABD; Rusya ve Türkiye? Bu sorunun cevabının ortaya çıkmasında Türkiye’nin tutumunu etkili olacaktır ve sonuç en çok Türkiye’yi etkileyecektir. Ancak diğer taraftan çıkarların çatıştığı yerde sorunların, rekabetlerin ve maalesef savaşların yaşandığı ve yine maalesef her zaman güçlünün kazandığı realist bir sistemde yaşanılmaktadır. Bu düşünüldüğünde yukarıdaki sorunun cevabı acaba çoktan belli mi kaygısı ile konu ile gelişmeler, konuya dahil olan ve olmayan bütün uluslar arası aktörler tarafından beklenilmektedir.


[1] Micaele Gustavsson, Bezen Balamir Coskun, “Other Dimensions of Challenge and Cooperation”, The Black Sea Boundary or Bridge Semineri, Stockholm International Peace Research Institute, 28 Kasım 2003, s,7.

[2] Summary of the Doctoral Thesis, The Black Sea in the Contemporary International System, s.8

[3] Vladimir Socor, “Frozen Conflicts: A Challenge To Euro-Atlantic Interesrs”, Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region ( Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004) s,128.

[4] Mustafa Aydın, Europe’s Next Shore: the Black Sea Region after EU Enlargement, The European Union Institute for Security Studies, Pris, 2004, s.9,10

[5] Ali Faik Demir, “AB’nin Güney Kafkasya Politikaları” Beril Dedeoğlu (der), Dünden Bugüne Avrupa Birliği, İstanbul, Boyut Matbaacılık, 2003, s.366.

[6]Mustafa Aydın, Europe’s Next Shore: the Black Sea Region after EU Enlargement, The European Union Institute for Security Studies, Pris, 2004, s.13,14.

[7] Mustafa Aydın, Europe’s Next Shore: the Black Sea Region after EU Enlargement, The European Union Institute for Security Studies, Pris, 2004, s.22.

[8] Sergiu Celac, “Five Reasons Why the West Should Become More Involved In The Black Sea Region, Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region ( Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004,s.142.

[9] Summary of the Doctoral Thesis, The Black Sea in the Contemporary International System, s.12.

[10] Mustafa Balbay, “ABD Boğazlarda Ayrıcalık İstiyor” (08.07.2005), Linkleri görebilmek için Üye olmalısınız. , s.2.

[11] Alexandros Petersen, “ Blacksea Security: The NATO Imperative” www.westernpolicy.org, s.4.

[12] Mustafa Balbay, “ABD Boğazlarda Ayrıcalık İstiyor” (08.07.2005), Linkleri görebilmek için Üye olmalısınız.

[13] Jaroslaw Skonieczka, “The Black Sea Region: A Role For NATO” Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region , Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004, s102.

[14]Alexandros Petersen, “ Blacksea Security: The NATO Imperative” www.westernpolicy.org,s.5.

[15] Sergiu Celac, “Five Reasons Why the West Should Become More Involved In The Black Sea Region, Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region, Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004,s.141.

[16] Sergiu Celac, “Five Reasons Why the West Should Become More Involved In The Black Sea Region, Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region , Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004, s143.

[17] Colonel General Alexander Skvorzov, “Black Sea Security: The Russian Viewpoint”, 21st International Workshop on Global Security,www.csdr.org, s.2,3

[18] Ognyan Michev, “ Transatlantic Strategy For Black Sea Stabilization And Integration”, Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region, Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004, s.92.

[19] Ardan Zentürk, “Amerika ile Krizin Asıl Nedeni”, Star Gazetesi (28.02.2005), s.1.

[20] Akşam Gazetesi, “ABD’nin Büyük Karadeniz Projesi Karadeniz ve Boğazların Kontrolü”, Linkleri görebilmek için Üye olmalısınız. s.1.

[21] Ardan Zentürk, “Amerika ile Krizin Asıl Nedeni”, Star Gazetesi (28.02.2005), s.1.

[22] Mustafa Aydın, “Karadeniz’de Hırçın Rekabet ve Türkiye”, www.aksam.com.tr, s.1.
Benzer Sayfalar (Şuan okuduğunuz sayfa ile benzer olan sayfalar listelenmektedir)
#BaşlıkYazanKategoriOkunmaTarih
1Prius, elektriği güneş panelinden sağlayacakqaqqosHaberler172009-01-05 21:13
2ASUS’tan 2009′da Android’li akıllı telefonlar gelecekxxsatrianixxHaberler872008-11-28 20:11
3Cassini’den Satürn’ün uydusuna yakın bakışqaqqosHaberler1492008-03-15 01:31
4GSM'de ’Türkçe Karakter Sorunu’ Çözülüyorhayal_et_41Haberler1952007-06-23 01:18
5Jüpiter’de şimşekler Dünya’dan 10 kat şiddetliPoweR_SprayHaberler1532007-10-15 15:14
38.103.63.56 logged
Sayfa oluşturma süresi 0.096 saniye
SQL toplam zamanı: 0.014 saniye - SQL sorgusu: 38 - Ortalama SQL zamanı: 0.00036 saniye

[ Site - Sayfa ]
Bağlantılar:
W : Seditio : WordPress